|
ATATÜRK’ÜN İLKE VE DEVRİMLERİ
ATATÜRK'ÜN İLKELERİ
1.
Cumhuriyetçilik
Atatürk'ün hayatı boyunca inandığı ve aşama aşama
ulaştığı cumhuriyet, daha sonraki devrimlerin
gerçekleşme koşulunu da yaratmıştır. Yani Atatürk'ün
düşüncesinde cumhuriyet, padişahlığı yıkan ve yerine
geçen, siyasal işlevi dışında, yeni Türkiye'yi
oluşturacak bir dizi devrimlerinde gerçekleştirileceği,
toplumsal yanı ile de yer tutmaktadır.
"Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı,
Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamıyla çağdaş ve bütün
anlam ve biçimiyle uygar bir toplum haline getirmektir.
Devrimlerimizin asıl ilkesi budur"
Atatürk "Her terakkinin ve kuruluşun anası hürriyettir"
derken cumhuriyeti özgürlük ilkesine dayandırmaktadır.
Bu ilke siyasal anlamda karşılığını demokrasi olarak
bulmakta ve cumhuriyetin esas unsurlarından birini
oluşturmaktadır.
Atatürk "Özgürlüğün de, adaletin de dayanak noktası
ulusal egemenliktir" diyerek cumhuriyetin esas
unsurlarından ulusal egemenlik ilkesini belirlemektedir.
Atatürk'ün ulusal egemenlik ve demokrasi ilkelerine
dayandırdığı cumhuriyet düzenine ilişkin düşüncesini en
özlü biçimde şu cümlede görebiliriz:
"Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. İcra kudreti,
tesri-i selahiyeti milletin yegane mümessili olan
mecliste tecelli ve temerküz etmiştir. Bu iki kelimeyi
bir kelimede hülasa etmek kâbildir: Cumhuriyet".
2.
Laiklik
Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki batılılaşma
hareketleri sırasında aydın kesimde beliren; din işleri
ile devlet işlerinin ayrı tutulması, biçiminde
özetlenebilecek laik anlayışı, bu hareketlerle ilgilenen
Atatürk'ü de etkilemiştir. Bunun üzerine Atatürk din
olgusunu çağdaş bir anlayışla belirlemiştir.
"Din
bir vicdan sorunudur. Herkes vicdanının emrine uymakta
serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve
düşünceye karşı değiliz. Biz sadece, din işlerini devlet
ve ulus işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz."
Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes, Allah'ına istediği gibi
ibadet eder. Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı, bir
şey yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dini
yoktur.
"Din
ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç
kimse, hiç bir kimseyi ne bir din, ne de bir mezhep
kabulüne zorlayabilir. Din ve mezhep, hiç bir zaman,
siyaset aracı olarak kullanılamaz."
Ancak laik devlet uygulaması, Türkiye'de bir çok
tartışmalara, çok defa yanlış anlaşılıp yanlış
yorumlamalara konu olmuştur. Bilerek ya da bilmeyerek,
bilinçli ya da bilinçsiz Atatürk'e ve Atatürkçülüğe hep
bu çizgiden saldırılmıştır. Bu nedenle de laiklik ve
laik devlet düzeni, Türkiye'mizde geç ve güç anlaşılan
ve en zor benimsenen devrim olmuştur. Ve hatta halen
bazı kendini bilmez şahıslar, saldırılarına devam
etmekte ve dini siyasi amaçla kullanmaya
çalışmaktadırlar.
3.
Milliyetçilik
Bu
ilkenin de kökeni Osmanlı imparatorluğunun son
dönemlerinde ortaya çıkan batılılaşma hareketlerine
dayanır. Bu hareketlere tepki olarak beliren
Milliyetçilik düşüncesinin aydın kesimdeki savunucuları
arasında Mustafa Kemal'de vardı. Özellikle, Namık Kemal,
Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp gibi yazarların
düşüncelerini benimseyen Atatürk'ün, tarihsel
gerçeklerden kaynaklanan şu sözleri o dönemi yansıtır.
"Özellikle bizim ulusumuz, ulusal anlayışa sırt
çevirmenin çok acı cezalarını gördü. Osmanlı
İmparatorluğu içindeki çeşitli topluluklar, hep ulusal
ilkelere sarılarak, ulusçu ilkenin gücüne dayanarak
kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu sopa ile
içlerinden kovulunca anladık. Gücümüzü yitirdiğimiz
anda, bizi aşağıladılar, küçük gördüler. Anladık ki,
suçumuz kendimizi unutmamızmış. "
Atatürk'ün Milliyetçilik ilkesi ulusal kişilik ve benlik
duygusunun ifadesidir. Bir ulusun diğer uluslara
bakarak, doğal ve kazanılmış özel karakterlere sahip
olması, diğer uluslardan farklı bir varlık meydana
getirmesi, genellikle onlardan ayrı olarak onlara
paralel gelişmeye çalışması anlayışına milliyetçilik
ilkesi denir.
"Türk ulusunun yönetiminde ve korunmasında, ulusal
birlik, ulusal duygu, ulusal kültür en yüksekte göz
diktiğimiz ülküdür" derken de ön plana çıkarılan Ulus
kavramıdır. Bu kavram her koşulda vurgulanmış, tüm
eylemlerde ulus dayanak alınarak, sonuç-başarı ulusa mal
edilmiş, odak noktası olarak "Ulus" kavramı
benimsenmiştir.
Atatürk'ün Milliyetçiliği aynı zamanda geniş bir
hoşgörüye de sahiptir.
"Gerçi, bize ulusçu derler ama biz öyle ulusçularız ki
bizimle işbirliği yapan tüm uluslara saygı gösteririz.
Onların bütün ulusal gereklerini tanırız. Bizim
ulusçuluğumuz, herhalde, bencil ve kendini beğenmiş bir
ulusçuluk değildir."
4.
Halkçılık
Kurtuluş Savaşı, ulusal niteliği gereği, tek bir sınıfa
ya da gruba dayanmayıp, toplumun tüm kesimlerini içine
alan geniş ittifakın ürünü olarak kazanılmıştır. Bu
nedenle Atatürk'ün halkçılık ilkesi kaynağını kurtuluş
mücadelesinde bulmuştur.
"Bizim halkımız, yararları birbirinden ayrılır sınıflar
halinde değil, tersine varlığı ve gayretleri birbirine
gerekli olan sınıflardan oluşur. Bu dakikada
dinleyenlerim, çiftçilerdir, sanatkarlardır,
tüccarlardır ve işçilerdir. Bunların hangisi, ötekisinin
karşısında olabilir. Çiftçilerin, sanatkarlara;
sanatkarların çiftçilere ve çiftçinin, tüccara ve
bunların hepsinin, ötekine ve işçiye ihtiyacı olduğunu
kim yalanlayabilir?"
"Halkçılık; cumhuriyetçilik ilkesinin içerdiği
demokratik özgürlükçü, çoğulcu yönetimin yasalardaki bir
hak olmaktan çıkarılıp, işlerliğe kavuşturulmasını;
yönetimde, siyasada, kalkınmada, gelirlerin dağılımında,
devlet ve ulus imkanlarının kullanılmasında halk
yararının gözetilmesini amaçlar. Bu amaç doğrultusunda
devleti, önlemler almak, yasalar çıkarmak, düzenlemelere
gitmek, engelleri ortadan kaldırmakla görevli kılar."
5.
Devletçilik
Türkiye'nin ekonomik konulara ilişkin sorunlarını
düzenlemek amacıyla 17.2.1923 tarihinde toplanan İzmir
İktisat Kongresi'nde açılış konuşmasını yapan M. Kemal;
ülkenin imparatorluk döneminden devraldığı sorunları ve
çözüm aşamasındaki dikkate alınacak ilkeleri
belirlerken, ulusun tüm bireylerinin ve olanaklarının
kalkınma için, bir program çerçevesinde seferber
edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Ekonomik kalkınmayı, çok kısa zamanda kalkınmayı öngören
Atatürk buna uygun olarak Devletçilik ilkesini
benimsemiştir. Bu takdirde karşı karşıya kalınacak
güçlük şudur: "Devletle bireyin karşılıklı faaliyet
alanlarını ayırmak..." İlke olarak devlet, bireyin
yerini almamalıdır. Fakat bireyin gelişmesi için, genel
şartları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de bireyin
kişisel faaliyeti, ekonomik kalkınmanın asıl kaynağı
olarak kalmalıdır...
Devletle birey, birbirine karşı değil, birbirinin
tamamlayıcısıdır."Devletçilik ülkenin içinde bulunduğu
koşullar nedeniyle zorunlu bir gereksinimdir. Başarılı
olması için akılcı ve özverili bir çalışma gerekliydi.
Özellikle Birinci ve İkinci Sanayi Planları, uygulamada
önemli yatırımların gerçekleştirilmesini sağladı."
"Bizim izlemeyi uygun gördüğümüz devletçilik kişisel
gayret ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu
kadar az zaman içinde, ulusu refaha ve ülkeyi
bayındırlığa eriştirebilmek için, ulusun genel ve yüksek
yararlarının gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik
alanda, devleti doğrudan ilgili kılmaktır."
Devletçilik ilkesi Türkiye'nin ihtiyaçlarından doğmuş ve
o dönem için Türkiye'ye özgü bir sistem olup, devletle
bireyin birbirine karşı değil, birbirini bütünleyici
olması nedeniyle de dönemindeki ekonomik sistemlerden
ayrılmaktadır.
6.
Devrimcilik
Atatürkçülüğün devrimcilik anlayışı, zamanına göre geri
kalmış müesseselerin ortadan kaldırılması ve yerine
ilerlemeyi, gelişmeyi, kolaylaştıracak, geliştirecek
müesseselerin konması esasına dayanır. Bu devrimcilik
anlayışı iyiye, doğruya, faydalıya yöneliktir. İnkılâp,
taassupla mücadelede en başarılı yöntemdir. Atatürk
"İnkılap, var olan müesseseleri zorla değiştirmek
demektir. Türk Milletini son asırlarda geri bırakmış
olan müesseseleri yıkarak yerlerine, milletin en yüksek
medeni gereklere göre ilerlemesini sağlayacak yeni
müesseseleri koymuş olmaktır." sözleriyle bu gerçeği
vurgulamıştır.
Atatürkçülüğe göre "Medeniyet yolunda başarı,
yenileşmeye bağlıdır. Sosyal hayatta, ekonomik hayatta,
ilim ve fen sahasında başarılı olmak için tek gelişme ve
ilerleme yolu budur. " İşte bunun içindir ki, toplumun,
zamanın gereklerine kendini uydurması, gelişmesi ve
yenileşmesi gerekir.
Yenileşmeye ayak uyduramayan milletlerin hayatında çöküş
başlar. Bu çöküşü önlemek, topluma çağdaş niteliğini
kaybettirmemek için yeniliklere açık olmak gerekir.
Atatürk bu hususu " Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz
devrimlerin gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen
çağdaş ve bütün anlam ve görünüşü ile medeni bir toplum
haline ulaştırmaktır. Devrimlerimizin ana ilkesi budur.
" sözleriyle vurgulamıştır.
Atatürkçülük'te devrimlerin yaşatılması, hayati önem
taşır. Bu devrimlerin topluma maledilmesi ve
yaygınlaştırılması gerekir. Atatürk devrimlerinin
korunması ve yaşatılması sayesindedir ki, toplumumuz
dinamizmini kaybetmeyecek, çağdaşlaşma yolunda
adımlarına hızla ve güvenle devam edecektir. Bu bakımdan
devrimlerin milletçe korunması gerekir.
Atatürk'ün gösterdiği Dinamik İdeal'in gerçekleşmesi,
çağdaş medeniyet seviyesinin gerektirdiği atılımları
yapmayı öngörür. Bu bakımdan, Dinamik İdeal sadece
yapılan inkılâpları korumakla, yani statik bir durumda
kalmakla yetinmeyip, aklın, bilimin ve ileri
teknolojinin yol göstericiliğine dayalı gerekli
atılımlarla çağdaşlaşmaya yönelmeyi gerektirir.
ATATÜRK’ÜN DEVRİMLERİ
Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak"
amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık
altında toplayabiliriz:
1.
Siyasal Devrimler:
· Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
· Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
· Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
2. Toplumsal Devrimler
· Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
· Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
· Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
· Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
· Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
· Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü
(1925-1931)
3. Hukuk Devrimi :
· Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
·Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik
hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)
4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:
· Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
· Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
· Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
· Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
· Güzel sanatlarda yenilikler
5. Ekonomi Alanında Devrimler:
· Aşârın kaldırılması
· Çiftçinin özendirilmesi
· Örnek çiftliklerin kurulması
· Sanayiyi Teşvik Kanunu'nun çıkarılarak sanayi
kuruluşlarının kurulması
· I. ve II. Kalkınma Planları'nın (1933-1937) uygulamaya
konulması, yurdun yeni yollarla donatılması
Kaynak:
http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/atasoz.htm
|