• 0222 310 00 80 - 81 - 82
  • ozelcagdaskoleji@gmail.com

ÖZEL ÇAĞDAŞ OKULLARI

Aydınlatma Metni

  OKUL ÖNCESİ, İLKÖĞRETİM VE ORTAÖĞRETİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ

Eğitimde fırsat eşitliği konusu Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşma konusunda önemli bir eşik olarak da görülmektedir. 2023 Vizyon belgelerinde kaliteli eğitime erişimin, eğitim sisteminin temel sorun alanlarından biri olduğu belirtilerek, Türkiye’yi 2023 hedeflerine ulaştırmada yapılması gereken en önemli hususlardan birinin, Türkiye’deki her bir öğrencinin hangi okulda olursa olsun nitelikli bir eğitim almasının şartlarını oluşturmak olduğudur. Bunun için ise öğretmenlerin ve yöneticilerin niteliğini artırmak; erişimde fırsat eşitliğini sağlamak, iller ve okullar arasındaki beşerî ve fiziksel altyapı farklarını azaltmak; eğitimde sosyal adaleti gerçekleştirecek politikalar izlemektir. Nitelikli eğitim sistemlerinin, nitelikli eğitimi bütün öğrencilere eşitlikçi bir şekilde sunacak şekilde yapılandırılması bir zorunluluktur. Ancak tüm politikaların fırsat eşitliği temelinde uygulandığı böylesi bir iklimde her çocuğa; çocuğun kişilik, yetenek ve kabiliyetlerini en üst düzeyde geliştirebileceği bir eğitim verilebilmektir. Eğitimde Fırsat Eşitliğini Sağlamaya Yönelik Kamu Politikaları Kamu eğitim harcamaları ve yatırımları beşerî sermaye birikimine yön veren en önemli faktörlerden biridir. Bilindiği gibi beşerî sermaye, bireyin yaşamı boyunca kendini geliştirerek donanımını artıracak tüm faaliyetleri kapsamaktadır. Bu bağlamda değişik düzeyde ve nitelikte eğitim hizmetlerine yapılan yatırımlar, çalışma hayatında sürdürülen hizmet içi eğitim programları, kurumsal ve bireysel düzeyde yürütülen Ar-Ge faaliyetleri ve sağlık hizmetlerine yapılan yatırımlar beşerî sermaye oluşumunu şekillendiren temel unsurlardandır (Okul türlerinin hem kaynaklar hem de öğretmen profili (Anadolu ve Fen liselerine sınavla öğretmen alınması) bakımından farklılıklara sahip olması söz konusu eşitsizliği daha da artırmaktadır. Ayrıca, sınıf mevcutları ve öğretmen başına düşen öğrenci oranları illere ve okullara göre önemli ölçüde farklılaşmaktadır. Okulların teknoloji altyapısı arasında da önemli farklılaşmaların olduğu söylenebilir. FATİH projesi söz konusu fırsat eşitsizliklerinin azaltılması konusunda uygulamaya alınmıştır. En az altyapı kadar bir başka önemli sorun, öğretmenlerin dağılımında görülen eşitsizliklerdir. Bölgelere göre öğretmenlerin hizmet süreleri arasında önemli farklılıklar vardır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde öğretmenlerin önemli kısmı ücretli öğretmenlik yapmakta olup, bu bölgelerde kadrolu öğretmenlerin hareketliliği de son derece yüksektir. Söz konusu eşitsizliklerin, Ankara ve İstanbul gibi büyükşehirlerde semtler arasında da olduğu söylenebilir. Doğrudan eğitim politikalarının dışında sosyal yapıya ilişkin birtakım faktörler de eğitim çıktılarını etkilemektedir. Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması elbette önemlidir, ancak mutlak başarı anlamına gelmemektedir. Söz gelimi yoksulluğun eğitimde başarısızlığa yol açtığı şeklinde sonuçların elde edildiği çalışmalar bulunmaktadır. Eğitimde eşitsizliği ele alırken, erişimin yanında başarıya da bakmak gereklidir. Genel olarak, yoksulluk ile eğitimde başarısızlık arasında çok yüksek ilişki, çeşitli akademik çalışmalarla ortaya konmuştur. Türkiye’de de ebeveynlerin eğitim düzeyi ile öğrencilerin başarısı arasında yüksek bir ilişki vardır. TIMMS matematik ve fen bilimleri testlerinden elde edilen veriler, ebeveynlerin eğitim düzeyi ve evdeki kitap sayısı gibi faktörlerin Türkiye’deki öğrenci başarılarını diğer ülkelere göre daha yüksek oranda açıkladığını ortaya koymaktadır Benzer şekilde, PISA verileri de, ailenin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısının öğrenci başarısını diğer okul içi faktörlere göre çok daha yüksek oranda açıkladığını göstermiştir .Çünkü fırsat eşitliğini sağlamaya yönelik girişimler sonunda mali, iktisadi veya sosyal içerikli bir transfer gerçekleştiği söylenebilir . Bu bağlamda eğitimde toplumsal talep ve beklentilerin karşılanabilmesi için salt eğitim sisteminin işleyişine yönelik politikaların değil gelir dağılımında adalet, istihdam, bölgesel farklıkların giderilmesi gibi iktisadi ve sosyal yapıyı iyileştirecek makro politikaların da eş anlı bir biçimde uygulanması gerekmektedir. Devletin, eğitim ve öğretimi en önemli görevleri arasında kabul ederek bireylerinin tamamına eşit imkânlar içinde, bilime dayalı, düşündüren, bilinçlendiren nitelikte bir eğitim görmesini sağlamayı amaç edinmesi gerekmektedir. Bu bağlamda devletin, eğitim faaliyetlerini planlanması ve fırsat eşitliğini sağlamak için gerekli önlemleri alması en önemli görevlerindendir. Eğitim politikası, eğitim örgütünün amaçlarına ulaşmasını sağlayacak ilkeler ve kuralların belirlenmesini gerektirir. Eğitim politikasının açıklık, anlaşılırlık, bütünlük, süreklilik, bilimsellik, dinamiklik ve ilgililerin katılımıyla belirlenmesi gibi özellikleri vardır. Ulusal eğitim politikasının belirlenmesinde, demokrasinin vazgeçilmez öğelerinden katılım temel alınmak zorundadır. Katılım; eğitimle ilgili yetkilerin, öğretmenlerin, velilerin, eğitim sendikalarının, meslek odalarının, yerel düzeydeki yöneticilerin eğitimle ilgili kararlara katılmasını gerektirir. Yapılacak uygulamalar, dezavantajlı gruplar için beceri edindirme ve yaşam boyu öğrenme fırsatları sunulması yoluyla beşerî sermayenin geliştirilmesi şeklide olabilir. Yine üretken bir şekilde varlık yaratmalarına destek olunması, sermaye piyasasında eksikliklerin giderilmesi veya başlangıçtaki dezavantajı telafi edecek gelir transferleri yoluyla geleceğe yönelik sosyal sermayenin yaratılmasının desteklenmesi gibi geniş bir politika yelpazesinden oluşabilir. Bunlar eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmasına yönelik kamu politikalarından bazılarıdır. Bir ülkedeki eğitimin amaç ve önceliklerinin neler olduğunun belirlenmesi, o ülkedeki eğitim aracılığıyla nasıl bir insan modeli yetiştirilmeye çalışıldığı, hangi dünya görüşüne sahip nesiller yetiştirilmeye çalışıldığı eğitim politikası ile ilgilidir. Dolayısıyla eğitimle ilgili bu konuların nasıl gerçekleştirileceği kamunun/devletin eğitim politikalarını oluşturacaktır. Aynı zamanda çağdaş ve demokratik ülkelerde, okullara ve eğitimcilere genel çerçeve çizmek ve yardımcı olmak üzere resmi makamlarca eğitim politikalarının belirlenmesi normal bir uygulamadır. Eğitim politikasının belirlenmesinde; Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) (Talim ve Terbiye Kurulu, Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu, Millî Eğitim Şûrası gibi organlar belirleyici olmaktadır. Diğer bir ifade ile politika, ülke ve devlet yönetimiyle ilgili olduğundan eğitimin de felsefi, sosyolojik, hukuki, ekonomik ve tarihi tüm boyutlarıyla ilgili bulunmaktadır. Kronolojiyi algılama becerisi, değişim ve sürekliliği algılama becerisi, sosyal katılım becerisi, empati becerisi şeklinde sıralayabiliriz. MEB tarafından kabul edilen yeni öğretim programlarında da benzer şekilde dünyada yaşanan gelişmelere paralel olarak “öğrenci merkezli, bilgi ve beceriyi dengeleyen, öğrencinin kendi yaşantılarını ve bireysel farklılıklarını dikkate alarak çevreyle etkileşimine imkân sağlayan” yeni bir anlayış yaşama geçirilmeye çalışılmıştır. Öğretim programlarındaki bu yaklaşım ülkemizde eğitim politikalarına yön veren mevcut paradigmaların da değişmesi anlamına gelmektedir. Çünkü eğitim; bireye olumlu davranışlar kazandıran, bir mesleğin bilgi, beceri ve tekniklerini öğreten bir süreçtir. Aynı zamanda eğitim; bireyin kişiliğini kazanması yanında, akılcı, bilimsel ve özgür düşünebilme davranışı edinmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Türkiye’de eğitimde fırsat eşitliği sağlanması amacı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Milli Eğitim Temel Kanunu ile yasal temellere dayandırılmıştır. Bu bağlamda eğitimde genellik ve eşitlik ilkesine göre; her birey, hiçbir ayırım gözetilmeksizin öğrenim ve eğitim hakkına sahiptir. Eğitimde, hiçbir kişiye, aileye veya zümreye ayrıcalık tanınmamaktadır. Fırsat eşitliği ilkesine göre toplum bireylerine, eğitim görmede fırsat eşitliği sağlanmaktadır. Maddi imkanları yetersiz başarılı öğrencilerin en yüksek eğitim basamaklarına kadar öğrenim görmelerini sağlamak amacıyla, devletin mali imkanlarına göre parasız yatılı, burs, kredi ve benzeri yollarla gerekli yardımlar yapılmaktadır. Temel eğitimde fırsat eşitliği, eğitim çağına gelmiş her çocuğa ve temel eğitim görememiş her yetişkine temel eğitim görebilmesi için gerekli şartların sağlanmasıdır. Diğer bir ifade ile temel eğitimi her yurttaşın ulaşabileceği bir yere götürebilme ve bu imkândan yararlanabilmesi eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması anlamına gelmektedir. Bir kamu politikası olarak Türk milli eğitimin temel ilkeleri arasında eğitim hakkı ile eğitimde fırsat ve imkân eşitliğinin sağlanması yer almaktadır. Bu anlamda eğitim hakkı ile her Türk vatandaşına temel eğitim görme hakkı tanınmıştır. Temel eğitim kurumlarından sonraki eğitim kurumlarından vatandaşlar ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde yararlandırılırlar. Diğer taraftan eğitimde fırsat ve imkân eşitliği ile de kadın, erkek herkese fırsat ve imkân eşitliği sağlanır. Maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin en yüksek eğitim kademelerine kadar öğrenim görmelerini sağlamak amacıyla parasız yatılılık, burs, kredi ve başka yollarla gerekli yardımlar yapılır. Özel eğitime ve korunmaya muhtaç çocukları yetiştirmek için özel tedbirler alınır. Kısaca eğitimde fırsat eşitliği açısından Türkiye’de uygulanan kamu politikaları olarak; zorunlu temel eğitim, taşımalı sistem (taşımalı eğitim/okul servisleri), parasız eğitim (parasız devlet okulları), burslu eğitim/öğrenci bursları (öğrenim kredisi uygulaması), uzaktan eğitim, çok amaçlı eğitim, yetiştirici ve tamamlayıcı sınıflar ve kurslar düzenleme/açma, bölge okullarının kurulması, özel eğitime muhtaç çocuklara eğitim imkanı sağlamak, ücretsiz ders kitabı ve şartlı eğitim yardımları şeklinde sıralamak mümkündür. Buna karşılık eğitimde fırsat eşitliğini etkileyen faktörleri genel hatlarıyla; gelir dağılımı, ekonomik yapı, sosyal yapı ve siyasi istikrar şeklinde belirtebiliriz.

ÖĞRETMENLERİN MESLEKİ GELİŞİMİ, MESLEKİ EĞİTİMİN İYİLEŞTİRİLMESİ

Öğretmen niteliğinin arttırılmasına yönelik çalışmaların kavramsal çerçevesini çizmek amacıyla, ilkin “Nitelikli öğretmen kimdir?”, “Nitelikli öğretmenin özellikleri nelerdir?” sorularına yanıt bulunmalıdır.  Öğretmen niteliğinin arttırılması için hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimlere yüklenen anlam, niteliğin arttırılmasına yönelik çalışmaların verimsiz kalmasına neden olmaktadır. Bu nedenle;

 * Öğretmenlik mesleğine yönelik toplumsal algının iyileştirilmesine,

 *Öğretmenlik mesleğinin artık bir kariyer mesleği olduğu kabul edilerek, bunun yasalarla güvence altına alınmasına,

 *Öğretmenliğe giriş koşullarında, öğretmenden beklenen kişisel özelliklerin de dikkate alınacağı çoklu değerlendirme sistemlerinin geliştirilmesine,

 *Öğretmenlerin eğitiminden sorumlu öğretmen eğitimcilerinin niteliklerinin arttırılmasına, 

*Okul iklimlerinin pozitifleştirilmesine,

 *Öğretmenler, yöneticiler, veliler ve diğer paydaşlar arasındaki iletişimin geliştirilmesinin ve sürekliliğinin sağlanmasına,

 *Okullar arası farklılıklarının göz önünde bulundurularak, merkeziyetçilikten uzakta okulun örgütsel kimliğini bulmasına,

 Eğitim Fakültelerin, okul ve çevresi ile etkili iletişim kurmasının büyük önem taşıdığına, dikkat edilmeli ve bu yönde politikalar geliştirilmelidir. Aktif olarak görev yapan öğretmenlerin niteliklerinin arttırılmasına yönelik politikalara hız verilmelidir.  Öğretmenlerin ihtiyaçlarının aynı olmayacağı göz önünde bulundurularak, nitelik arttırmaya yönelik çalışmaların kişiye özel bir yapıda ilerlemesi gerekmektedir.  Kamuda bilişim teknolojileri uygulamalarına öncülük eden MEB’in öğretmen ve diğer personelinin hizmetiçi eğitimlerinde; işbaşında interaktif ve web tabanlı hizmetiçi eğitimleri uygulamaya geçirmesi gerekmektedir.  Öğretmen niteliğinin arttırılmasında MEB sadece üniversitelerle değil, sivil toplum kuruluşlarıyla da yoğun iş birliği içine girmelidir.  Öğretmenlik mesleğinin icrasına yönelik teşvik edici ve motivasyon arttırıcı politikalar geliştirilmelidir. Bu sayede öğretmenlik mesleğinde daha çok kişi açısından seçim yapma imkânı doğabilir.  Performans ve kariyer değerlendirme sistemi geliştirilmeli ve bu iki sistemin birbiri ile paralel ilerlemesi sağlanmalıdır. Kariyer gelişim sistemi de dahil olmak üzere, tüm atamalarda ve değerlendirmelerde çoklu değerlendirme sistemleri uygulamaya konmalıdır. Yazılı ve sözlü sınavlara yer verilecekse de, içeriklerinin eğitim ve öğretim ile sınırlı tutulması gerekmekte ve branşlara özel yöntemlerin geliştirilmesi önerilmektedir.  Öğretmenlik mesleğine yönelik toplumsal algının kuvvetlendirilmesi sağlanmalıdır.  Sistemin öğretmenlerin devamlı kendilerini geliştirmeye yöneltici bir yapıda kurgulanması gerekmektedir.  Hizmet öncesi öğretmen eğitiminde, teorik yapıdan uygulama ağırlıklı bir yapıya geçiş sağlanmalıdır. Ayrıca eğitimlerde Türkiye gerçeklerini hesaba katan yaklaşımlar ortaya konmalıdır.  Eğitim fakültesindeki öğretim elemanlarının temel motivasyonları, akademik kariyer üzerine kurulu olduğundan, öğretim elemanlarına nitelikli öğretmen yetiştirmeye yönelik teşvik modelleri kurgulanmalı ve motivasyon artırıcı uygulama alanları açılmalıdır.  Mevcut eğitim fakültelerini bulundukları çevrelerde, okul ve veli eğitimlerinde etkili görev yapacakları okul, veli ve üniversite iş birliğini içeren bir model oluşturulmalıdır. Öğretmen yetiştiren kuruluşların tek tip olması yenilikçi yaklaşımların önünü kestiğinden öğretmen yetiştirmede üniversiteler bazında da çeşitliliğe gidilmelidir.  Öğretmenler arasındaki iş birliğinin arttırılmasına yönelik adımlar atılmalıdır. Böylesi bir yapının kurulması da birçok önerinin gerçekleştirilmesinde olduğu gibi, okulların hareket kabiliyetini kısıtlayan merkezi yapının etkisinin azaltılması ile mümkün olacaktır.  Öğretmenlerin sistem içinde beceri ve özgün uygulamaları kullanmaları teşvik edilmelidir ve bu konuda esneklik sağlanmalıdır.  Okul işletimindeki prosedürler ve nitelik sağlamayan tüm bürokratik işlemler ve derslere ilişkin detaylar azaltılmalıdır.